Araştırmacı yazar Ali Rıza ÖZDEMİR ile Alevilik üzerine

Tanınmış kişiler ile yapılan söyleşiler
alibayir
Site Admin
Mesajlar: 2022
Kayıt: Cum Eki 09, 2015 5:01 am
İletişim:

Araştırmacı yazar Ali Rıza ÖZDEMİR ile Alevilik üzerine

Mesajgönderen alibayir » Prş Eyl 26, 2019 10:23 am

Ali rıza.jpg

Bize Aleviliğin genel tanımı ve temel kavramları ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Aleviliğin tanımını birkaç farklı açıdan yapabiliriz. Bağlıları için Alevilik, Hakk-Muhammet-Ali yoludur ve İslam’ın özüdür. Bilimsel araştırmalar ise, Aleviliğin İslam’ın Ehlibeyt merkezli bir Türkmen yorumu olduğunu göstermektedir.

Aleviliğin birçok temel kavramı vardır. Öncelikle Alevilik, bir inanç sistemidir. “Allah bir, Muhammet, Ali” düsturunda sembolize edildiği gibi, Allah’ın varlığına, tekliğine ve birliğine; Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberlerin Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna; Hz. Peygamber’in yasal vasisinin Hz. Ali ile başlayan On İki İmam olduğuna iman etmek Aleviliğin temelini oluşturur.

Bana göre, Aleviliğin en temel kavramlarından biri, Rızalık-Razılık kavramıdır. Rızalık kavramının üç yönü vardır. Öncelikle insan, kendi nefsinden razı olmalıdır. Yani iç barışı ve iç huzuru olmalıdır. İkinci olarak, kişi ile toplum arasında karşılıklı bir rızalık olmalıdır. Kişi, kul hakkına girmemeli ve girilmesine de müsaade etmemelidir. Buna, doğayı da ekleyebiliriz. Yani insan, doğa ile uyum içinde yaşamalıdır. Çünkü doğa, insanın düşmanı değildir; insan doğanın bir parçasıdır. Son olarak, kişinin Allah’tan razı olması ve Allah’ın da kişiden razı olması ifade edilmelidir. Bu üç rızalık türü, hem dünyayı cennete çevirir hem de insanı cennete ulaştırır.

Sizce Türkiye'de Alevilik ile ilgili doğru bilinen yanlışlar nelerdir? Sizi bu konuda en çok rahatsız eden yanlış nedir?

Türkiye’de Alevilik ile ilgili doğru bilinen şeyler yok denecek kadar azdır. Esasen, sadece Sünniler değil, işin öznesi olan Aleviler de Alevilik hakkında çok az doğru şey biliyor. Bunun nedeni, Osmanlı’dan itibaren baskı altına alınan bir toplumsal gerçeklikle ve gelenekle bağını koparan Alevi bir nesille karşı karşıya olmamızdır.

Alevilik’le ilgili millî bütünlüğümüze zarar veren en rahatsız edici yanlışlık, Alevi toplumuna Osmanlı’dan beri atılan iftiralardır. Önce Osmanlı devleti eliyle peydahlanan bu iftiralar, ne yazık ki, sonradan kurumsallaşmış bazı Sünni çevreler tarafından desteklenmiş ve halk arasında yayılmıştır. En rahatsız edici yanlışlık budur.

İkinci olarak, Aleviliği İslam dışında tanımlayan yaklaşımları saymak gerekir. Farklı birçok çevre, farklı nedenlerle bu kara propagandayı sayısız kere tekrarlamıştır. Alevilik, var olduğu andan itibaren bugüne kadar, kendini İslam’ın özünde konumlandırmıştır.

18. yüzyılın sonundan beri Alevilik, farklı dinlerin bir sentezi olarak görülmüş, eklektik bir yapı olarak tanımlanmıştır. Akademik çevreler başta olmak üzere bu yanlışa defalarca düşmüşlerdir. Esasen, bu mantık bizi yanlış bir yere götürür. Çünkü bu metotla bakılırsa, İslam dâhil olmak üzere bütün dinler eklektiktir ve farklı dinlerin sentezinden oluşur.

Alevilik ile yapılan en temel bir başka hata, İslam inançlarının budanarak, kültürel unsurların ise abartılarak anlatılmasıdır. Oysa Aleviliğin bütün yazılı kaynakları, Hakk âşıklarının nefesleri, Aleviliğin bütün geleneksel aktarımları, içkin bir Kur’an ve buyruk (Hz. Muhammet’in ve On İki İmam’ın hadisleri) bilgisiyle doludur. Bunu görmemek için ya ahmak ya da kötü niyetli olmak gerekir. Fark şu ki, Alevilik şekle takılı kalmaz işin özüne odaklanır.

Türkiye'deki Alevilik algısını nasıl yorumlarsınız?

Ülkemizde hemen her şeyde olduğu gibi Alevilik algısı da yanlıştır. Türk toplumunun diğer kesimleri Aleviliği doğru anlamadığı gibi, Aleviler de diğer kesimleri doğru anlamıyor. Yani, karşılıklı bir ön yargı var.

Türkiye’deki bazı Sünnilerin Alevilik algısı, kirli bilgiler üzerine oturan sakat ve yıkıcı bir algıdır. Her ne kadar Türk uluslaşması ve modernleşmesiyle birlikte bazı ön yargılar kırılsa da, sağlıklı bir algı oluştuğunu söylemek zordur. Türk modernleşmesinden nasiplenen kişi ve kesimlerde bile Aleviliğe yönelik ön yargının bütünüyle yok olmadığı bir gerçektir. Buna bizzat sayısız şahitliğim vardır.

Uluslaşma ve modernleşme dışında kalan, psikolojik olarak kendini Türk uluslaşması ve modernleşmesi dışında tutan kişi ve kesimler ise, bu konuda bütünüyle sınıfta kalmıştır. Maalesef bu kesimler Alevilere yönelik yüzlerce yıldır atılan iftiralara inanmakta ve bu alçakça lakırdıları yaymaktadırlar.

Her konuda doğru bir algı oluşturmak için modernleşmeye, kaliteli bir eğitime, kültür seviyemizi yükseltmeye ve bireyselleşmeye muhtacız. Bunlar olmadan Türkiye’deki hiçbir şeyi doğru anlayamayız ve yerli yerine koyamayız.

Alevilikte ocak sistemi nedir? Neden devam edememektedir? Sizce ocak sisteminin devam edemiyor oluşu Alevilik için nasıl bir tehdit oluşturuyor?

Aleviliğin toplumsal yapısı, ocak sistemine dayanır. İşin temeli budur. Ocaklar, seyitler ile Türkmenlerin evliliklerinden doğan nesillerin oluşturduğu geniş ailelerdir. Dinî hizmetler, temelde bu geniş ailelere bırakılmıştır. Zorunlu hallerde ocakzade olmayanlar da dinî hizmet yürütebilirler. Ocakların etrafında talip adı verilen aşiret ve boylar vardır. Talip toplulukları bir ocağa bağlıdır ve aralarında bir hukuk söz konusudur. Her iki taraf da bu hukuk kurallarına uymak zorundadır. Geçmişte sert bir disiplin içeren bu toplumsal yapı, Aleviliği günümüze taşıyan temel dinamiklerden biri olmuştur.

Ocak sistemi, köy toplumuna göre örgütlenmiş bir sistemdir. O nedenle kent toplumuna cevap vermekte yetersiz kalmıştır. Alevi toplumu da ocak sistemini kent koşullarına göre uyarlayamamıştır. Ocak sisteminin kentlerde uygulanamayışı Aleviliği saldırılara karşı adeta savunmasız hale getirmiştir. Vakıflar ve dernekler üzerinden kurulan cemevleri ise, Aleviliği olduğundan farklı bir mecraya taşımıştır. Bağışıklık sistemi çöken bir insan gibi, Alevilik de bütün hastalıklı yapıların hedefi haline gelmiştir. Düzen, disiplin, bağlılık, doğruluk, denetim, hepsi bozulmuş, yerini büyük bir kaos almıştır. Bugün için Alevi toplumu ve Aleviliğin bilgi evreni, büyük bir kaosun içerisinde adeta can çekişmektedir. Elbette umutsuz değiliz. Her şey bitmiş değil… Ama gerekli tedbirleri almak için yaşadığımız tehdidin boyutunu da anlamak ve kavramak durumundayız.

Sizce Türkiye Alevilik ile ilgili yeterli araştırmaya/incelemeye sahip mi? Değilse bu durumla ilgili önerileriniz nelerdir?

Ülkemizde Alevilik hakkında yazan birkaç çevre vardır. Bunlardan birincisi Alevi kökenli insanların samimi çabalarıyla oluşturduğu literatürdür. Çoğu akademik yeterliğe sahip olmasa da içeriden bir bakışı temsil ettiği ve bir kesimin inançlarını yansıttığı için saygıyı ve dikkati hak etmektedir.

İkincisi, Alevi olmayan fakat Aleviliğin bilgi ve anlam evreninde büyük bir yıkım yaratan Sünni kökenli ateist/sol görüşlü kişilerin yazdıklarıdır. Bunların neredeyse tamamına yakını operasyoneldir. Bilgileri çarpıtma, olmayan kaynak uydurma, kaynaklarda tahrifat yapma, bilimsel yöntemden yoksunluk gibi birçok alçaklığı bir arada yürüten bu kesim, son otuz-kırk yıldır Aleviliğe en fazla zarar veren kesim olmuştur. Yazdıklarının ciddi bir eleştiriden geçirilip tarihin çöplüğüne yuvarlanması zaruridir.

Üçüncü kesim, Türk akademik çevrelerinden oluşmaktadır. Ne yazık ki bunların da yazdıklarının en az yüzde doksanı çöptür, çöp bilgidir. Sadece akademik kariyer basamaklarında yükselmek için yapılan bu çalışmalar, neredeyse birbirinin bir tekrarından ibarettir. Bundan elli, yetmiş hatta yüz yıl önce verilen bir yanlış bilgi aynen aktarılmakta, alana hiçbir katkı yapılmadan ömür tüketilmektedir. Esasen Alevilik alanında yapılan akademik çalışmaların esaslı bir kritiği birçok insanın mesleğini sürdürmesinde ciddi sıkıntılara neden olabilir. Ancak en kötüsü akademik çevrelerin Alevilik araştırmalarında Alevi toplumuna tepeden bakan üslubudur. Aleviliği ve Alevileri küçük gören ve adeta bir kobay gibi değerlendiren bu sakat ve hadsiz bakış açısı, sözde akademik çalışmaların bir kısmına yansımıştır.

Aleviliği araştıran amatör insanların araştırmacı yazarlık konusunda yetiştirilmesi ve daha nitelikli ürünler ortaya koyması, birinci kesim için elzemdir. İkinci kesim için söylenecek bir şeyimiz yoktur. Çünkü tamamen operasyonel olan bu çevrelerin bir daha başlarını kaldırmamak üzere fikirsel olarak başlarının ezilmesi lazımdır. Üçüncü kesim için ise şunu söyleyebilirim. Türkiye’deki akademik çalışmaların ciddi bir kritikten geçirilip yapılan yanlışların afişe edilmesi Türk akademisine çekidüzen verecektir. Ayrıca yeni yetişen genç akademisyenlerin çağdaş bilimsel paradigmalarla yetiştirilmesi, sadece Alevilik araştırmaları için değil, bütün konularda bir sıçrama meydana getirecektir.

2017 yılında yayımlanan kitabınız Alevilik Bildirgesi'ni oluşturmaktaki temel amacınız neydi?

Birden çok amacı var Alevilik Bildirgesi’nin. Öncelikle Aleviliği Alevilerin dilinden anlatmak istedik. Üstelik inanç ve kanaat önderlerinin imzasını alarak bunu kişisel bir girişim olarak bırakmayıp topluma ve tarihe mal etme hedefini güttük. O kadar çok Alevilik tanımı var ki piyasada. Birbiri ile alakası olmayan onlarca tanımı bir çırpıda sıralamak mümkün. Bu zırvalıklar arasında kafası karışan Türk toplumuna Aleviliği Alevilerin dilinden en doğru ve rafine haliyle anlatmamız gerekliydi. Sistematik olarak kirletilen Aleviliğin bilgi ve anlam evrenini temize çekmemiz ve bunu bütün insanlık âlemine duyurmamız lazımdı. Bunu başardık.

Alevilik Bildirgesi’nin temelde iki hedefi var. Birincisi Alevilerin birliğine, ikincisi Türk uluslaşmasına ve Türkiye’nin birliğine yöneliktir. Öncelikle terörist gruplar da dâhil birçok kesimin kullanmaya çalıştığı Alevi toplumunda birliği ve dirliği sağlayarak Alevi toplumunu kendi ayakları üzerinde duran bir örgütlülüğe kavuşturmak. Bunun ocak sisteminin kent koşullarına göre uyarlanmasıyla sağlanacağını düşünüyoruz. Bu bildirgenin ikinci amacı Aleviliğin bir Türkmen yorumu olduğundan hareketle Alevileri Türk tarihinin ve milletinin saygın bir parçası olduğu gerçeğine dikkat çekmektir. Böylece Alevi toplumun üzerine musallat olan yıkıcı ve bölücü karabulutları dağıtmaktır. Diğer taraftan Türk milletinin bütün kesimlerine Aleviliği doğru şekilde anlatmayı ve Alevilere yönelik ön yargıları kırmayı Bildirge’nin öteki hedefleri arasında sayabiliriz.

Alevilik Bildirgesi, bir meydan okuma. Ama aynı zamanda bir gelecek inşası. Nereden bakarsanız ona göre yorumlarsınız.

Türkiye’nin etnik dokusu ve tarihi kökleri ile ilgili araştırmalar yapan ve bu konuda ondan fazla kitabı bulunan yazar Ali Rıza Özdemir ile kendisinin de yoğun çalışmalarının bulunduğu Alevilik üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Özdemir bizlere Alevilik ile ilgili temel bilgiler verirken aynı zamanda Türkiye’deki Alevilik algısını da yorumladı. Kendisine bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür ederiz. Röportaj : KÜBRA ÜNLÜ